BİYOÇEŞİTLİLİK
Yeni bir blog yazısıyla daha yeniden karşınızdayım.
2020 Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi, 2006 AB Biyolojik Çeşitlilik Eylem Planının uygulanmasından alınan dersler ışığında beklentileri daha da arttırmıştır. Ayrıca, 2020'ye kadar biyolojik çeşitlilik kaybının ve dolayısıyla eko sistem hizmetleri kaybının durdurulmasını hedefleyen en önemli küresel biyolojik çeşitlilik politikası olan BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesine paralel olarak uygulanmaya başlanmıştır ve bu sözleşmeyle tam uyumludur.
Örneğin TEMA Vakfı savunuculuk çalışmaları ile doğal çevre üzerindeki geri dönüşü olmayan hızlı tahribatlara dikkat çekerek çevre politikaları çalışmalarına ağırlık verirken diğer yandan ekolojik okuryazarlığın yaygınlaşması için eğitim faaliyetleri yürütüyor. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF)-Türkiye, ulusal ölçekte biyoçeşitliliğin korunması için yerel sivil toplum kuruluşları ile çalışıyor.
Deniz kaplumbağalarının etkin bir şekilde korunabilmesi için çalışmalar yürütüyor, palmiye yağı içeren ürünler alındığında Endonezya yağmur ormanlarının yok olmasına sebep olunabileceği konusunda kamuoyunu uyarıyor. Greenpeace Akdeniz, iklim değişikliğine ve balıkçılık politikalarına dikkat çekmek için çeşitli kampanyalar yürütüyor. Genetiğiyle oynanmış organizmaları reddederek biyoçeşitliliği korumak için sürdürülebilir tarımı destekliyor.
Doğa Derneği, İngiltere'deki Dünya Kuşları Koruma Kurumu’nun (BirdLife International) Türkiye ortağı ve önemli kuş türlerinin aktif izleme çalışmalarını yürütüyorlar. Ayrıca Türkiye’nin doğal zenginliğini belgeleyen “Önemli Doğa Alanları” yayını ile özel önem taşıyan coğrafyaları tanımlıyor ve korunmasını amaçlıyor.
2007 yılından beri Avrupa Kelebekleri Koruma Örgütü’nün Türkiye temsilciliğini yürüten Doğa Koruma Merkezi (DKM) kelebeklerin korunması için gerekli alt yapının oluşturulmasına öncülük ediyor. Belirli bölgelerdeki orman alanlarında iklim değişikliğinin etkilerinin tespit edilmesine ve tedbir alınmasına çalışıyorlar.
Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD); denizlerde, iç sularda ve kıyılarda doğal, tarihi ve kültürel değerlerin incelenmesi, deniz ve kıyı eko sistemleri ile Akdeniz foklarının korunması için çalışmalar yürütüyor. Doğa Araştırmaları Derneği öncelikle korunması gereken hayvan ve bitki türleri için eylem planları hazırlayarak biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik araştırmalar yapıyor. Ayrıca önemli yaşam alanlarının oluşturulması için de çalışmalar yapıyor.
Buraya kadar olan kısımda biyoçeşitliliğinin tanımını yaparak;Avrupa ve Dünya'da bu konudaki gelişmeler ne düzeydedir onu irdeledik.Yaşam döngüsündeki yerini ve bizim rollerimizi bazı örnekler üzerinde anlamaya çalıştık.
Bizim bu toplumsal anlamda yapılan çalışmalara katkımız ne olabilir diye düşündüğümüzde bireysel bir çabanın kitlesel bir değere dönüşme noktasında ne kadar fazla etkili olacağı aşikar olur diye düşünüyorum.Yani aslında bu bilinçlenme mevzusu kanımca , ilkokul yıllarına dayanıyor.Öyle iyi hatırlıyorum ki ilkokuldaki öğretmenimizin toplumsal bir farkındalık olan kan verme konusunda bizi bilinçlendirme güdüsü ve çabası benim Kızılay derneğinden yaptığım kan bağışları dolayısıyla madalya almama sebep oldu.Az da olsa başlarda nispeten de olsa korkuyor olmama rağmen.Yani, ağaç yaşken eğilir atasözü burada benim için yerini bulmuş oldu.Tabii ki bu çabaların senkronize bir şekilde ortaöğretimin tamamına yayılması gerektiğini düşünüyorum.
İnsanoğlu neyi ekerse onu biçer.Yaşanabilir bir dünya bırakmak ne kadar da bizim için bir ütopya olsa da gelecek nesiller için elzem bir konu olduğunun farkında olmamız gerektiğini düşünüyorum.Ayrıca ülke olarak gelişmişlik seviyemize de bağlı olarak tarım politalarımızdaki devrim denilebilecek yeni gelişmelere imza atmamız gerekiyor.Çiftçiyi ve üreticiyi destekleyecek, onu üretime teşvik edecek yeni ve çığır açıcı politikalardan bahsediyorum.Bence herşey çiftçiden ve üretimden geçiyor.
Ne de olsa milyarca samanyolu galaksisine sahip olan şu içinde bulunduğumuz kainatta, bir nokta kadar yer kapladığımızı düşünürsek, sadece bizim için varolan bir kainatı düşünmemiz ne kadar bencilce bir yaklaşım olduğunu varın siz düşünün.
İlerideki yazılarda görüşmek dileğiyle,
Sağlıcakla kalın
Kaynakçalar:Biyolojik Devinimler ve Koruma Christian
Levegue (Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Kütüphanesi)
: http://www.bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/biyocesitlilik-ve-koruma- biyolojisi
: https://www.eea.europa.eu/tr/themes/biodiversity/intro
Bu hafta sizlerle daha önceki yazılarımın devam niteliğinde olan bir konuyla devam etmek istiyorum.
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bilime ve teknolojik gelişmelere olan ilgim küçüklüğümden beri süregelen bir husus oldu benim için.Nacizane kısmi bilgilerim, sürekli gözlem ve okumalarımla kendimi geliştirdiğime inanıyorum.
Bu hafta sizlerle biyoçeşitlilik konusunda bilgi paylaşımı yapmak düşüncesindeyim.Biyoçeşitlilik.
BİYOÇEŞİTLİLİK NEDİR?
BİYOÇEŞİTLİLİK NEDİR?
Biyoçeşitlilik, bir ekosistem, biyom veya tüm Dünya'da bulunan yaşam formlarının çeşitliliğidir. İnsanların yaşamlarını sürdürebilmesi için yaşadıkları çevrede, temiz su ve havanın, verimli toprakların, besinlerin ve diğer gereksinimlerinin karşılandığı, kullanacağı çeşitli maddelerin bulunması gerekir.
Hızla artan dünya nüfusuna bağlı olarak tüketimin de artması günümüzde biyoçeşitliliği daha fazla tehdit eder hale getirdi. Doğal alanlar üzerindeki madencilik faaliyetleri, tarımsal faaliyetler, şehirleşme ve buna paralel olarak artan enerji ihtiyacı çok kısa süreler içerisinde hızlı yıkımlara ve yok oluşlara neden oluyor. İnsan kaynaklı bu süreç tersine çevrilmedikçe birçok mikroorganizma, mantar, bitki ve hayvan türü yok olacak. Türlerin yok olması ve bozulan ekosistemler insanın temiz suya, havaya ve sağlıklı gıdaya erişimini de olumsuz yönde etkileyecek.
Biyoçeşitlilik, tek hücreli canlılardan büyük organizmalara kadar yeryüzündeki bütün canlıların hem genetik çeşitliliklerini hem de yaşadıkları ortamları (yaşam birliği-ekosistem çeşitliliği) ele alarak tanımlar ve değerlendirir. Tür çeşitliliğindeki zenginliğin kaynağı ise dünya üzerinde var olan, birbirinden farklı ve benzersiz ekosistemlerdir. Diğer yandan bu ekosistemlerin sürdürülebilirliği, içinde barındırdıkları türlerin çeşitliliğine ve sağlığına bağlı.
Dünya üzerinde 35 tane, çok önemli ekosistem var. Bu ekosistemler dünyanın %2-3’ünü temsil ederken en fazla endemik bitki, kuş, sürüngen ve kurbağa türlerine ev sahipliği yapar. Örneğin yağmur ormanları tüm karasal alanların sadece %7’lik bir kısmını kaplasa da dünyadaki tüm türlerin yaklaşık yarısı bu bölgededir.
Ülkemiz de 11 bin türe yakın bitki çeşitliliğiyle bu 35 noktadan üç tanesinin kesiştiği bölgede yer alır. Topraklarımızda, dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan 3708 bitki türü yetişir. Yine böcek, balık, kurbağa, sürüngen, kuş ve memeli türleri açısından Türkiye, komşularına göre oldukça zengin biyoçeşitliliğe sahiptir. Bunların büyük bir kısmı çok dar alanlarda yaşadığı için dar yayılışlı türler olarak ifade edilirler ve nadir bulunan, korunması gereken türlerdir.
Bu hususta insanın aklına şoyle bir soru gelebilir.Peki bu ekosistemlerin ve biyoçeşitliğin bizim için görünürdeki faydası nedir somut olarak?
NEDEN KORUMALIYIZ?
Aslında bu kavramı biz besin zinciri veya döngüsü olarak adlandırabiliriz.Yani bu ekosistemler vasıtasıyla bizler yani insanoğlu; yaşamını sürdürebilmesi için gereksinimi olan besin maddelerini elde etmesinin yanısıra, bizim gibi diğer canlılar olan hayvan ve bitkilerin de yaşamsal faaliyelerini sürdürmeleri için gerekli olan besin maddelerinin de gereksinimini sağlar.
Çünkü ekosistemlerden hem doğrudan kullanım ile hem de dolaylı olarak, karşılıksız şekilde faydalanırız. Odun, kereste, tıbbi bitkiler, yenilebilen yabani meyve ve bitkiler, gıda, hayvan yemi vs. ekosistemlerden doğrudan elde ettiğimiz ürün ve malzemelerdir. Doğal ekosistemler, insanlar ve diğer organizmaların besin olarak kullandığı bitki ve hayvan türlerine ev sahipliği yapar. Örneğin birçok ormandan meyve, kabuklu yemiş, mantar, bal, baharat vb. gıdalar elde edilir.
Bu arada bu sistemleri incelerken bir sistemin de literatüre dahil olmuş oluğunu öğrendim.Bu daha öncesinde de var olan bir sistemdi ancak yeni öğrendiğim bir sistem olduğunu söyleyebilirim.Koruma biyolojisi.
Koruma biyolojisi, biyoçeşitliliğin insan faaliyetlerinden kaynaklanan tehlikelerini belirler ve biyoçeşitliliği korumak ve onarmak için yöntem geliştirir. Nadir türlerin ve özellikle bu türlerin yaşam alanlarıyla (habitat) birlikte korunması için programlar geliştirilmesini ve yerli halkın da uzlaşma ile bu programlara dâhil edilmesini sağlamaya çalışıyor.
Nesli tehlike altındaki birçok tür yaşam alanlarının parçalanması, aşırı avlanma ve gereğinden fazla tüketim nedeniyle ani bir şekilde yok olma noktasına geliyor. Buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, bahar etkilerinin erken görülmesi, türlerin dağılımındaki değişim ve birey sayılarındaki azalma iklim değişikliğinin olumsuz etkileri arasında. Ayrıca okyanusların fazla karbon nedeniyle ısınması ve asitlenmesi denizlerdeki canlı çeşitliliğinin azalmasına neden oluyor. Kimyasal atıklar ve özellikle tarım alanlarında kullanılan zararlılarla mücadele ilaçları ulaştıkları her yerde birikerek çevreye kalıcı hasarlar veriyor. Göl ve haliçlerde biriken kimyasallar yırtıcı balık, kuş, yunus ve diğer memeli türlerine kalıcı zararlar verip yok olma süreçlerini hızlandırıyor.
Kısacası aslında hakkında hiçbir şey bilmediğimiz canlıları koruyamıyoruz. Bunun için dünyada ve Türkiye’de çeşitli araştırmalarla türler ve yaşam alanları hakkında bilgi toplanıyor ve farkındalık çalışmaları yapılıyor. Örneğin ülkemizdeki en dar yayılışlı bitki türlerinden biri olan Thermopsis turcica (Eber sarısı-Piyan) acil korunması gereken türler arasında yer alıyor.
İlk defa 1983 yılında keşfedilerek bilim dünyasına tanıtılan bu bitki Afyon ve Konya il sınırları içindeki Eber Gölü’nün güneyi ile Akşehir Gölü’nün güneybatısında, dar bir hat boyunca kesintili ve öbekler halinde bulunuyor. Akşehir ve Eber göllerinin kuruması sonucu, taban suyu seviyesinin azalmasının ve alanın mikroklima özelliğinin bozulmasının bu dar yayılışlı bitkinin neslinin tükenmesine sebep olabilecek en önemli faktörler olduğu tespit edildi. Bir diğer insan faktörü olarak da tarla ve meyve bahçesi açma çalışmalarına dikkat çekiliyor. Bu türün korunmasına yönelik, 2013 yılı içerisinde, Orman ve Su işleri Bakanlığı ve Doğa Araştırmaları Derneği “Eber Sarısı-Piyan Tür Koruma Eylem Planı”nı hazırlayarak koruma çalışmaları için öneriler geliştirdi. Önümüzdeki yıllarda eylem planı hayata geçirilerek türün daha iyi korunmasına önem verileceği düşünülüyor.
İlk defa 1983 yılında keşfedilerek bilim dünyasına tanıtılan bu bitki Afyon ve Konya il sınırları içindeki Eber Gölü’nün güneyi ile Akşehir Gölü’nün güneybatısında, dar bir hat boyunca kesintili ve öbekler halinde bulunuyor. Akşehir ve Eber göllerinin kuruması sonucu, taban suyu seviyesinin azalmasının ve alanın mikroklima özelliğinin bozulmasının bu dar yayılışlı bitkinin neslinin tükenmesine sebep olabilecek en önemli faktörler olduğu tespit edildi. Bir diğer insan faktörü olarak da tarla ve meyve bahçesi açma çalışmalarına dikkat çekiliyor. Bu türün korunmasına yönelik, 2013 yılı içerisinde, Orman ve Su işleri Bakanlığı ve Doğa Araştırmaları Derneği “Eber Sarısı-Piyan Tür Koruma Eylem Planı”nı hazırlayarak koruma çalışmaları için öneriler geliştirdi. Önümüzdeki yıllarda eylem planı hayata geçirilerek türün daha iyi korunmasına önem verileceği düşünülüyor.
PEKİ DÜNYADA DURUM NEDİR NELER YAPILIYOR?
Biyolojik çeşitlilik kaybının durdurulması hedefinin henüz karşılanmadığı çeşitli düzeylerde kabul edilmesine karşın, böyle bir hedefin belirlenmesi bile kesinlikle toplumsal farkındalığı artırmıştır. 2001'den bu yana, biyolojik çeşitlilik kaybını ele alan politikalar ve gelişimi değerlendiren göstergeler önemli ölçüde iyileşmiştir.
AB' nin biyolojik çeşitlilik stratejisi biyolojik çeşitliliğin korunması için gerekli çalışmaların sektörel politikaların geliştirilmesi ve uygulanmasına daha fazla entegre edilmesini sağlayacaktır. Altı hedefiyle bu Strateji, doğa (hedef 1), eko sistemler ve restorasyonları (hedef 2), Avrupa'nın doğasının, arazi ve deniz kaynaklarının tarım, ormancılık ve balıkçılık yoluyla sürdürülebilir kullanımı (hedef 3 ve 4), yabancı türler (hedef 5) ve AB'nin küresel etkilerini (hedef 6) ele alır. Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi 2020 7nci Çevre Eylem Programı’nın doğal sermaye hedeflerinin tutturulmasına yardım etmektedir. Ocak 2014'te yürürlüğe giren ve Avrupa'nın çevre politikasına 2020'ye kadar rehberlik edecek olan Yedince Çevre Eylem Programının temel sloganı "Gezegenimizin sınırları içinde iyi yaşamak"tır. Her iki strateji ve program 2050 yılına kadar sürecek uzun dönemli vizyona sahiptir.
AB' nin biyolojik çeşitlilik stratejisi biyolojik çeşitliliğin korunması için gerekli çalışmaların sektörel politikaların geliştirilmesi ve uygulanmasına daha fazla entegre edilmesini sağlayacaktır. Altı hedefiyle bu Strateji, doğa (hedef 1), eko sistemler ve restorasyonları (hedef 2), Avrupa'nın doğasının, arazi ve deniz kaynaklarının tarım, ormancılık ve balıkçılık yoluyla sürdürülebilir kullanımı (hedef 3 ve 4), yabancı türler (hedef 5) ve AB'nin küresel etkilerini (hedef 6) ele alır. Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi 2020 7nci Çevre Eylem Programı’nın doğal sermaye hedeflerinin tutturulmasına yardım etmektedir. Ocak 2014'te yürürlüğe giren ve Avrupa'nın çevre politikasına 2020'ye kadar rehberlik edecek olan Yedince Çevre Eylem Programının temel sloganı "Gezegenimizin sınırları içinde iyi yaşamak"tır. Her iki strateji ve program 2050 yılına kadar sürecek uzun dönemli vizyona sahiptir.
2020 Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi, 2006 AB Biyolojik Çeşitlilik Eylem Planının uygulanmasından alınan dersler ışığında beklentileri daha da arttırmıştır. Ayrıca, 2020'ye kadar biyolojik çeşitlilik kaybının ve dolayısıyla eko sistem hizmetleri kaybının durdurulmasını hedefleyen en önemli küresel biyolojik çeşitlilik politikası olan BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesine paralel olarak uygulanmaya başlanmıştır ve bu sözleşmeyle tam uyumludur.
PEKİ BİZLER NE YAPABİLİRİZ?
Birçok ulusal veya uluslararası organizasyon doğal yaşamın sürdürülebilirliği için dikkat çekici açıklamalar yapıyor. Bu topluluklar özellikle gönüllü desteğiyle birçok noktaya ulaşarak seslerini duyurabiliyor.
Örneğin TEMA Vakfı savunuculuk çalışmaları ile doğal çevre üzerindeki geri dönüşü olmayan hızlı tahribatlara dikkat çekerek çevre politikaları çalışmalarına ağırlık verirken diğer yandan ekolojik okuryazarlığın yaygınlaşması için eğitim faaliyetleri yürütüyor. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF)-Türkiye, ulusal ölçekte biyoçeşitliliğin korunması için yerel sivil toplum kuruluşları ile çalışıyor.
Deniz kaplumbağalarının etkin bir şekilde korunabilmesi için çalışmalar yürütüyor, palmiye yağı içeren ürünler alındığında Endonezya yağmur ormanlarının yok olmasına sebep olunabileceği konusunda kamuoyunu uyarıyor. Greenpeace Akdeniz, iklim değişikliğine ve balıkçılık politikalarına dikkat çekmek için çeşitli kampanyalar yürütüyor. Genetiğiyle oynanmış organizmaları reddederek biyoçeşitliliği korumak için sürdürülebilir tarımı destekliyor.
Doğa Derneği, İngiltere'deki Dünya Kuşları Koruma Kurumu’nun (BirdLife International) Türkiye ortağı ve önemli kuş türlerinin aktif izleme çalışmalarını yürütüyorlar. Ayrıca Türkiye’nin doğal zenginliğini belgeleyen “Önemli Doğa Alanları” yayını ile özel önem taşıyan coğrafyaları tanımlıyor ve korunmasını amaçlıyor.
2007 yılından beri Avrupa Kelebekleri Koruma Örgütü’nün Türkiye temsilciliğini yürüten Doğa Koruma Merkezi (DKM) kelebeklerin korunması için gerekli alt yapının oluşturulmasına öncülük ediyor. Belirli bölgelerdeki orman alanlarında iklim değişikliğinin etkilerinin tespit edilmesine ve tedbir alınmasına çalışıyorlar.
Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD); denizlerde, iç sularda ve kıyılarda doğal, tarihi ve kültürel değerlerin incelenmesi, deniz ve kıyı eko sistemleri ile Akdeniz foklarının korunması için çalışmalar yürütüyor. Doğa Araştırmaları Derneği öncelikle korunması gereken hayvan ve bitki türleri için eylem planları hazırlayarak biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik araştırmalar yapıyor. Ayrıca önemli yaşam alanlarının oluşturulması için de çalışmalar yapıyor.
Buraya kadar olan kısımda biyoçeşitliliğinin tanımını yaparak;Avrupa ve Dünya'da bu konudaki gelişmeler ne düzeydedir onu irdeledik.Yaşam döngüsündeki yerini ve bizim rollerimizi bazı örnekler üzerinde anlamaya çalıştık.
Bizim bu toplumsal anlamda yapılan çalışmalara katkımız ne olabilir diye düşündüğümüzde bireysel bir çabanın kitlesel bir değere dönüşme noktasında ne kadar fazla etkili olacağı aşikar olur diye düşünüyorum.Yani aslında bu bilinçlenme mevzusu kanımca , ilkokul yıllarına dayanıyor.Öyle iyi hatırlıyorum ki ilkokuldaki öğretmenimizin toplumsal bir farkındalık olan kan verme konusunda bizi bilinçlendirme güdüsü ve çabası benim Kızılay derneğinden yaptığım kan bağışları dolayısıyla madalya almama sebep oldu.Az da olsa başlarda nispeten de olsa korkuyor olmama rağmen.Yani, ağaç yaşken eğilir atasözü burada benim için yerini bulmuş oldu.Tabii ki bu çabaların senkronize bir şekilde ortaöğretimin tamamına yayılması gerektiğini düşünüyorum.
İnsanoğlu neyi ekerse onu biçer.Yaşanabilir bir dünya bırakmak ne kadar da bizim için bir ütopya olsa da gelecek nesiller için elzem bir konu olduğunun farkında olmamız gerektiğini düşünüyorum.Ayrıca ülke olarak gelişmişlik seviyemize de bağlı olarak tarım politalarımızdaki devrim denilebilecek yeni gelişmelere imza atmamız gerekiyor.Çiftçiyi ve üreticiyi destekleyecek, onu üretime teşvik edecek yeni ve çığır açıcı politikalardan bahsediyorum.Bence herşey çiftçiden ve üretimden geçiyor.
Ne de olsa milyarca samanyolu galaksisine sahip olan şu içinde bulunduğumuz kainatta, bir nokta kadar yer kapladığımızı düşünürsek, sadece bizim için varolan bir kainatı düşünmemiz ne kadar bencilce bir yaklaşım olduğunu varın siz düşünün.
İlerideki yazılarda görüşmek dileğiyle,
Sağlıcakla kalın
Levegue (Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Kütüphanesi)
: http://www.bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/biyocesitlilik-ve-koruma- biyolojisi
: https://www.eea.europa.eu/tr/themes/biodiversity/intro

Yorumlar
Yorum Gönder